“Çevresel etkileri azaltmanın en temel yolu, atığı ortaya çıkmadan önlemektir”
5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Savcı, inşaat malzemesi sanayisinin katma değerli bir dönüşüm planlaması gerektiğini vurguladı. Savcı, çevresel sorumluluğun üretim kararlarının merkezine yerleştiği yeni bir dönemden geçildiğini ifade etti. Yeşil, dijital ve sosyal eksende ilerleyen “üçüz dönüşüm”ün sektörün rekabet kodlarını yeniden yazdığını da belirtti. Türkiye’nin bu dönüşümle birlikte bölgesel ölçekte yeni bir sanayi tanımı oluşturabileceğine dikkat çekti.
Birleşmiş Milletler tarafından 1972 yılında ilan edilen Dünya Çevre Günü, her yıl çevresel farkındalığın artırılması ve sürdürülebilir yaşam modellerinin teşvik edilmesi amacıyla kutlanıyor. Dünya Çevre Günü, yalnızca çevreye dair farkındalık oluşturulan bir tarih olmanın ötesinde, üretim ve tüketim sistemlerinin sürdürülebilirlik ekseninde yeniden değerlendirildiği küresel bir eşik olarak görülüyor. İklim krizi, kaynak kıtlığı ve kentleşme baskısının giderek arttığı bu dönemde, sanayi sektörlerinin dönüşüm kapasitesi kritik bir önem taşıyor. Türkiye İMSAD, 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında yaptığı açıklamada, inşaat malzemesi sanayisinin sürdürülebilir geleceğe yönelik değerlendirmelerini kamuoyu ile paylaştı.
“Çevre Günü, sanayiler için dönüşümü hızlandıran küresel bir hatırlatıcıdır”
Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Murat Savcı, Dünya Çevre Günü’nün üretim modellerinin yeniden düşünülmesi için güçlü bir küresel çağrı olduğunu belirterek şunları söyledi: “Çevre Günü, sanayiler için dönüşümü hızlandıran küresel bir hatırlatıcıdır. İnşaat malzemesi sanayisi olarak bizler; üretimden tasarıma, tedarik zincirinden geri dönüşüme kadar tüm süreçlerimizi yeniden ele almak zorundayız. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve sosyal kapsayıcılık artık birbirinden bağımsız değil; aynı dönüşüm sürecinin tamamlayıcı unsurlarıdır.”
Savcı, inşaat malzemesi sanayisinin bu dönüşümde önemli bir rol üstlendiğini vurgulayarak, sektörün yalnızca ekonomik büyüme değil; aynı zamanda çevresel denge ve toplumsal fayda üretme sorumluluğu taşıdığını ifade etti. Bu çerçevede üçüz dönüşüm yaklaşımının, sektörün geleceğini şekillendiren temel stratejik alanlardan biri olduğunu belirtti.
“Üçüz dönüşüm, sektörün yeni kurumsal zemini olarak öne çıkıyor”
Savcı, yeşil, dijital ve sosyal dönüşümün birbirinden bağımsız süreçler değil, aynı sistemin birbirini besleyen parçaları olduğunu vurgulayarak “Yeşil, dijital ve sosyal dönüşüm birbirinden ayrı değerlendirilemez; bu üç alan aslında aynı dönüşüm ekosisteminin birbirini besleyen bileşenleridir. Yeşil dönüşüm üretim süreçlerinde karbon ayak izinin azaltılmasını ve kaynak verimliliğinin artırılmasını zorunlu kılarken, dijital dönüşüm veriye dayalı karar alma mekanizmalarıyla üretim kabiliyetini daha öngörülebilir hale getiriyor. Sosyal dönüşüm ise nitelikli iş gücü, iş güvenliği ve yaşam kalitesini odağına alarak bu yapıyı tamamlayan temel unsur olarak öne çıkıyor” dedi.
“Kentlerin geleceği, malzemenin geleceğidir”
Savcı, çevresel sürdürülebilirlik tartışmalarının yalnızca üretim süreçleriyle sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini, kentlerin dayanıklılığı ve yapı güvenliğinin de bu dönüşümün temel ve ayrılmaz bileşenleri arasında yer aldığını ifade etti. Dünya Çevre Günü’nün, bu bütüncül yaklaşımı yeniden hatırlamak açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirten Savcı; “Çevresel sürdürülebilirlik dediğimiz kavramı yalnızca üretimde karbon azaltımı olarak görmek eksik bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın gerçek karşılığı, aynı zamanda güvenli, dayanıklı ve uzun ömürlü yapılar üretmektir. Çünkü bir yapının çevreye duyarlı olması, onun yaşam döngüsü boyunca kaynakları verimli kullanması, afetlere karşı dirençli olması ve insan yaşamını güvence altına almasıyla mümkündür. Dirençli kentler ise sadece bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkını koruyan sürdürülebilir üretim zincirinin en somut ve vazgeçilmez sonucudur” ifadelerini kullandı.
“Döngüsel ekonomi yaklaşımı artık bir üretim standardına dönüştü”
Çevresel etkilerin azaltılmasında en kritik adımın, atığın kaynağında önlenmesi olduğunu vurgulayan Savcı, inşaat malzemesi sanayisinin üretimden tasarıma, kullanım ömründen geri dönüşüme kadar tüm süreçlerini yeniden kurgulamak zorunda olduğunu ifade etti. Savcı, döngüsel ekonomi yaklaşımının artık bir çevre politikası olmaktan çıkıp doğrudan üretim standardına dönüştüğünü belirterek; “Malzemenin yaşam döngüsünü uzatmayan, yeniden kullanım ve geri kazanımı merkeze almayan hiçbir üretim modeli sürdürülebilir değildir. Yapıların tasarım aşamasından itibaren sökülüp yeniden kullanılabilir şekilde planlanması, kaynak verimliliğini artıran en kritik adımdır. Enerji verimliliğini desteklemek ve karbon emisyonlarını azaltmak için yenilenebilir enerji kaynaklarının üretim süreçlerine daha güçlü şekilde entegre edilmesi gerekmektedir. Bugün gelinen noktada, binalar ve inşaat sektörü, yaşam döngüsü bazlı değerlendirildiğinde küresel enerji kaynaklı karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 37–39’unu oluşturmaktadır. Bu oran, dönüşüm ihtiyacının aciliyetini açık biçimde göstermektedir. Bu nedenle sektörümüzde atılacak her adım artık yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir zorunluluktur” dedi.
Avrupa Birliği’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenlemesi gibi mekanizmalarının sektörde dönüşümü hızlandıran temel çerçeveyi oluşturduğunu belirten Savcı, Türkiye İMSAD’ın bu sürece katkı sağlamak amacıyla geliştirdiği “Yeşil Dönüşüm için Ar-Ge ve İnovasyon Rehberi” ile sektörün uyum kapasitesini güçlendirmeyi hedeflediğini de ifade etti.